Atatürk ve Eğitim

"Ulusları, Özgür, Bağımsız, Şanlı ve Yüksek Bir Toplum Olarak Yaşatan Güç, Eğitimdir"
M. Kemal Atatürk

Atatürk ve Eğitim | Yöntem Koleji | Ankara

Atatürk ve Eğitim

Atatürk, devletlerin varlıklarını devam ettirebilmelerinin eğitime bağlı olduğunu görmüş olan büyük bir devlet adamı ve komutan olduğu kadar, eğitime de değer vermiş önemli bir eğitimcidir. Bu eğitimci ve lider öyle biridir ki; Kurtuluş Savaşı sürerken, bir yandan, cephede mücadele ederken, diğer yandan Ankara’da “Maarif Kongresi”ni toplayarak, kurmayı düşündüğü Cumhuriyet Türkiyesi’nin eğitim çalışmalarını başlatmıştır. Şahsında devlet liderliği ile eğitim liderliğini birleştirebilmiş nadir devlet adamlarından olan Atatürk, zaman içerisinde “Başöğretmen” görevini de üstlenerek çok anlamlı bir noktaya ulaşmıştır.

Bilindiği gibi eğitim, insanlarda istenen yönde davranış değişikliği oluşturmaktır. Atatürk, eğitimi sosyal ve kültürel kalkınmanın esas dayanaklarından birisi olarak kabul etmiş, bu sebeple, eğitim alanına büyük bir ilgi ile yaklaşmıştır. Atatürk’ün önemli hareket noktalarından biri olarak seçtiği çağdaş, gerçekçi, insancıl, barışçı ve uygar eğitim sistemi bugünkü modern Türkiye’nin temel taşlarını meydana getirmiştir.

“O”nun belirlediği milli eğitim, fertleri aynı kural ve değerlerle bütünleştirerek ileri uygarlık seviyesine yükseltmeyi kendi tabiriyle “Çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkarmayı”amaçlayan bir eğitimdir.

Atatürk, daima milli eğitim sisteminin çağın sorunlarının çözümüne yardımcı olacak şekilde yönlendirilmesinden yana olmuştur.

Atatürk döneminin eğitim ve öğretim konusundaki uygulamaları dikkatle incelendiğinde, yapılan çalışmalarda yer alan görüşlerin bugün de etkinliğini koruduğu görülmektedir. Okulun sosyal hayatta aydınlatıcı bir merkez olması görüşünü savunmuştur ve“Genç evlatlarım yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz, çünkü dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler asla yorulmazlar.” sözünü ilke edinmemizi sağlamıştır.

Hayatı “çaresizliklerle” dolu bir adamın öyküsüdür

7 yaşındayken babasını kaybetti ve yetim kaldı. Yalnız ve içine kapanık biri olarak yaşamaya, oradan oraya sürüklenmeye başladı.

8 yaşında okulundan alındı ve köyde yaşadı. Zamanını tarlalarda kargaları kovalamakla geçirdi.

10 yaşında yüzü kanlar içinde kalacak şekilde, yeni okulundaki hocasından dayak yedi. Ailesi onu okuldan aldı. Sinirden ve korkudan üç gün evinden çıkmadı.

17 yaşında hayalindeki okulun istediği bölümü için gerekli not ortalamasını tutturamadı.

24 yaşında tutuklandı, günlerce sorguya çekildi ve 2 ay tek başına bir hücrede hapis yattı.

27 yaşında kendisinden bir yaş büyük meslektaşı kendisinin de üyesi bulunduğu derneğin çalışmaları ile kahraman ilan edilirken, kendisi hiç önemsenmiyordu, Doğduğu şehrin merkezinde rakibi törenlerle karşılanırken , o kalabalık arasında yalnız başına olanları izliyordu.

30 yaşında kendisi başka şehirleri düşman elinden kurtarmaya çalışırken, doğduğu şehir düşman eline geçti.

37 yaşında böbrek hastalığından Viyana’da 2 ay hasta ve yalnız halde yattı.

37 yaşında komutan olarak yeni atandığı ordu, dağıtıldı.

38 yaşında savunma bakanı tarafından görevden alındı.

38 yaşında bir toplantıda giyebileceği bir tek sivil elbisesi bile yoktu ve başkasından bir redingot ödünç aldı. Ayrıca cebinde sadece 80 lirası vardı.

38 yaşında kendisi için tutuklama kararı çıkarıldı.

38 yaşında en yakın beş arkadaşından üçü, onun kongre temsil heyetine üye olmaması için oy kullandı.

39 yaşında idam cezasına çarptırıldı.

Sonra ne mi oldu?

42 yaşında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı oldu!

Okuduğunuz öykü efsanevi lider

Mustafa Kemal ATATÜRK'e aittir.

“Çaresiz değilsiniz, çare sizsiniz”